Ramazan ayının her mevsimde ayrı bir güzelliği, ayrı bir tadı vardır. Özelikle kış aylarında daha çok sevilir. Çünkü günler kısa, hava sıcak olmadığından dolayı kolay geçer. İnsanlar zorlanmaz, susuzluk çekmez.
Yaz öyle değil, bir yanda aşırı sıcaklar, diğer durum, günler çok uzun. Oruçlu kalma süresi 17 saati bulur. Çok susuzluk çekilir. Herkes buna dayanmaz olur.
Eski Urfa Ramazanlarında kış orucunun ayrı bir yeri, ayrı bir tasavvufi havası ve lezzeti vardı. Sanki İslamiyetin ilk yılları asrı saadet dönemi gibiydi. Uzun kış gecelerinde genelde yaşlı tecrübeli kimseler dini meseller, masallar anlatır, herşeyi sahi olmuş gibi dinler, bunun tadına doyulmazdı. Elektirik yok, televizyon yok. Buzdolabı yoktu.
Kış orucunda zaten hava çok soğuk eski Urfalıların kışın buzdolabına ihtiyaçları bile yoktu. Yazın yiyecekler bizim teldolabı dediğimiz tahtadan düzgünce yapılmış dolapta saklanırdı.Yaz oruçlarında buzdolabı olmadığı için kış aylarında kar çok yağar. Karlar dağlarda toplanır karlıklarda saman içinde saklanır. Yazın, suya katılır, soğuk su içilir, birde o dönem Urfalıların çok sevdigi ince doğranmış salatalık içine eklenen koruk suyuna kar konulunca tadına doyulmazdı. Şimdi olduğu gibi binalar, daireler yoktu. Yeni semtler Bahçelievler, Yenişehir, Karaköprü bir köydü. Herkes birbirlerini tanırdı. Urfalılar bizim hayatlı ev dediğimiz ağaçları olan evlerde oturuyorlardı. Lezzetli Urfa ev yemekleri yapılır, ciğer kebabı gibi bir yemek kültürü hiç yoktu.
Yaz iftarı ağaçların altında huşu içinde açılırdı. Bizden büyüklerin anlattığına göre Urfa'da1940'lı yılların sonu olsa gerek, iki buzdolabı ancak vardır.
Biri Şehrin belki iki eczanesinden biri Urfa eczanesinde ilaçları korumak için alınmıştır. Diğeri bir hayırsever insan olan Hacı İmam Nebozade'nin evinde vardır. O da Ramazan günlerinde sevap için davet ettiği misafirlere çiğköfte hazırlar, buzla veya karla yoğrulur daha lezzetli olur. Ayrıca bu hayırsever insan küsülü olanları, veya kavgalı olanları barıştırmak için her defasında 4-5 kilo çiğköftelik kara et alır. Etler kara taşta tahta tokmakla dövülür melhem gibi olur.
Buzdolabında buzlukta saklanır. Barış için çoğu kez mübarek Ramazan oruç ayı seçilir.
Barıştırdıği kimseler için çiğköfte yaptırır o dönemde çok daha lezzetli sade yağlı Urfa kadayıfı ısmarlar, barış yemeği olarak sunulur. Bu aile böyle barışsever niteliklerinden dolayı soyadı yasası çıktığında Elçi soyadını almışlardır. Zaten bir gelenek olarak Ramazan ayında genelikle küskünler barışırdı. Oruç ayında insanlar birbirlerini yemeğe davet ederler, misafirlere lezzetli Urfa yemekleri yapılırdı.
Şimdide böyle davetler var denilebilir. Evet vardır. Ama eski Urfa dönemlerinde olduğu gibi, daha bir istekli, daha doğal bir durum yoktur. Gönüllü bir sistem halinde değildir.
Böylesi güzel adetler Eski Urfa'da adeta sanki yazılı olmayan bir yasa haline gelmişti.
Ramazan Oruç ayı dini bir şölen şeklinde geçerdi. Her şey doğaldı, yapay değildi. Ramazan ayına hazırlık üç aylardan başlar. Oruç'un ilk günü sahur'da genelikle tok tutsun, bereketli olsun diye pirinç pilavı yapılır. Severek yenilirdi. Diğer sahurlar'da şimdi olduğu gibi kahvaltı şeklinde yemekler yapılmaz. Urfa'ya özgü bulgur et karışımı küçük yuvarlak şeklina getirilir, kaynatılır, buna yuvalak denilir. Bu yemekte sahurda genelikle yenilir. İnsanı fazla acıktırmaz, tok tutar. Eski Urfa Ramazanlarında yaşam oruç ayına göre şekilenmişti. Sahur, sabah namazı, camilerde ve bazı evlerde öğle, ikindi, cüzleri, ayni vakitlerde farklı camierde vaizler verilir. Nihayet iftar yemegi hazırlığı yapılır.
Sesleri çok etkili ünlü hafızlar vardı. Kur'an sürelerini okudukları zaman cemaat manalarını bilmeseler bile vecd halinde ağlamakli hale gelir. Bazı kişiler heyecandan sayha atar, bağırırlar. Yine etkili ünlü vaiz hocaları vardı. Buluntu hoca, Ömer Hafız, Hacı Derviş hoca, vaizleri insanı başka olaganüstü bir aleme götürürlerdi. Oruç ayı bir ibadet ayı olduğu kadar bir ziyafet ayıdır. Eş dost, akrabalar, hocalar iftara davet edilir. Lezzetli Urfa yemekleri yapılır. Tatlı olarak çarşıda yapılan sade yağlı kadayıf dışında evde yapılan şıllık, katmer, zingil tatlıları ikram edilir. Amaç misafirler memnun olsun. Hali vakti yerinde olan Urfalılar Cami hocalarıni vaiz hocalarını, hafızları evlerine davet ederlerdi. Eski Urfa döneminde bu davetlere gitmeyen ünlü vaiz Abdullah hoca vardır. Kendisini yemege davet edenlere Allah razı olsun, benim durumum iyidir. Muhtaç olanları çağırsanız daha sevap olur dermiş.
Bundan dolayı olsa gerek, eski Urfalılar evliya görmeyen gitsin Abdullah hocayı görsün derlermiş. Urfa'da kışın Ramazan ayında şehrin milli yemeği boranı, tatlı olarak şıllık yapılır, İki yemek zahmetli, emek isteyen yemeklerdır. Buna rağmen cennet mekan annelerimiz usanmadan bu yemekleri severek yaparlar, misafirlere ve komşulara ikram ederlerdi. Ramazan ayı ve orucu hayırlı olsun.
Anasayfa
Yazarlar
NECDET ŞANSAL
Yazı Detayı
Bu yazı 375+ kez okundu.
ESKİ URFA RAMAZANLARI
Ramazan ayının her mevsimde ayrı bir güzelliği, ayrı bir tadı vardır. Özelikle kış aylarında daha çok sevilir. Çünkü günler kısa, hava sıcak olmadığından dolayı kolay geçer. İnsanlar zorlanmaz, susuzluk çekmez.
Yaz öyle değil, bir yanda aşırı sıcaklar, diğer durum, günler çok uzun. Oruçlu kalma süresi 17 saati bulur. Çok susuzluk çekilir. Herkes buna dayanmaz olur.
Eski Urfa Ramazanlarında kış orucunun ayrı bir yeri, ayrı bir tasavvufi havası ve lezzeti vardı. Sanki İslamiyetin ilk yılları asrı saadet dönemi gibiydi. Uzun kış gecelerinde genelde yaşlı tecrübeli kimseler dini meseller, masallar anlatır, herşeyi sahi olmuş gibi dinler, bunun tadına doyulmazdı. Elektirik yok, televizyon yok. Buzdolabı yoktu.
Kış orucunda zaten hava çok soğuk eski Urfalıların kışın buzdolabına ihtiyaçları bile yoktu. Yazın yiyecekler bizim teldolabı dediğimiz tahtadan düzgünce yapılmış dolapta saklanırdı.Yaz oruçlarında buzdolabı olmadığı için kış aylarında kar çok yağar. Karlar dağlarda toplanır karlıklarda saman içinde saklanır. Yazın, suya katılır, soğuk su içilir, birde o dönem Urfalıların çok sevdigi ince doğranmış salatalık içine eklenen koruk suyuna kar konulunca tadına doyulmazdı. Şimdi olduğu gibi binalar, daireler yoktu. Yeni semtler Bahçelievler, Yenişehir, Karaköprü bir köydü. Herkes birbirlerini tanırdı. Urfalılar bizim hayatlı ev dediğimiz ağaçları olan evlerde oturuyorlardı. Lezzetli Urfa ev yemekleri yapılır, ciğer kebabı gibi bir yemek kültürü hiç yoktu.
Yaz iftarı ağaçların altında huşu içinde açılırdı. Bizden büyüklerin anlattığına göre Urfa'da1940'lı yılların sonu olsa gerek, iki buzdolabı ancak vardır.
Biri Şehrin belki iki eczanesinden biri Urfa eczanesinde ilaçları korumak için alınmıştır. Diğeri bir hayırsever insan olan Hacı İmam Nebozade'nin evinde vardır. O da Ramazan günlerinde sevap için davet ettiği misafirlere çiğköfte hazırlar, buzla veya karla yoğrulur daha lezzetli olur. Ayrıca bu hayırsever insan küsülü olanları, veya kavgalı olanları barıştırmak için her defasında 4-5 kilo çiğköftelik kara et alır. Etler kara taşta tahta tokmakla dövülür melhem gibi olur.
Buzdolabında buzlukta saklanır. Barış için çoğu kez mübarek Ramazan oruç ayı seçilir.
Barıştırdıği kimseler için çiğköfte yaptırır o dönemde çok daha lezzetli sade yağlı Urfa kadayıfı ısmarlar, barış yemeği olarak sunulur. Bu aile böyle barışsever niteliklerinden dolayı soyadı yasası çıktığında Elçi soyadını almışlardır. Zaten bir gelenek olarak Ramazan ayında genelikle küskünler barışırdı. Oruç ayında insanlar birbirlerini yemeğe davet ederler, misafirlere lezzetli Urfa yemekleri yapılırdı.
Şimdide böyle davetler var denilebilir. Evet vardır. Ama eski Urfa dönemlerinde olduğu gibi, daha bir istekli, daha doğal bir durum yoktur. Gönüllü bir sistem halinde değildir.
Böylesi güzel adetler Eski Urfa'da adeta sanki yazılı olmayan bir yasa haline gelmişti.
Ramazan Oruç ayı dini bir şölen şeklinde geçerdi. Her şey doğaldı, yapay değildi. Ramazan ayına hazırlık üç aylardan başlar. Oruç'un ilk günü sahur'da genelikle tok tutsun, bereketli olsun diye pirinç pilavı yapılır. Severek yenilirdi. Diğer sahurlar'da şimdi olduğu gibi kahvaltı şeklinde yemekler yapılmaz. Urfa'ya özgü bulgur et karışımı küçük yuvarlak şeklina getirilir, kaynatılır, buna yuvalak denilir. Bu yemekte sahurda genelikle yenilir. İnsanı fazla acıktırmaz, tok tutar. Eski Urfa Ramazanlarında yaşam oruç ayına göre şekilenmişti. Sahur, sabah namazı, camilerde ve bazı evlerde öğle, ikindi, cüzleri, ayni vakitlerde farklı camierde vaizler verilir. Nihayet iftar yemegi hazırlığı yapılır.
Sesleri çok etkili ünlü hafızlar vardı. Kur'an sürelerini okudukları zaman cemaat manalarını bilmeseler bile vecd halinde ağlamakli hale gelir. Bazı kişiler heyecandan sayha atar, bağırırlar. Yine etkili ünlü vaiz hocaları vardı. Buluntu hoca, Ömer Hafız, Hacı Derviş hoca, vaizleri insanı başka olaganüstü bir aleme götürürlerdi. Oruç ayı bir ibadet ayı olduğu kadar bir ziyafet ayıdır. Eş dost, akrabalar, hocalar iftara davet edilir. Lezzetli Urfa yemekleri yapılır. Tatlı olarak çarşıda yapılan sade yağlı kadayıf dışında evde yapılan şıllık, katmer, zingil tatlıları ikram edilir. Amaç misafirler memnun olsun. Hali vakti yerinde olan Urfalılar Cami hocalarıni vaiz hocalarını, hafızları evlerine davet ederlerdi. Eski Urfa döneminde bu davetlere gitmeyen ünlü vaiz Abdullah hoca vardır. Kendisini yemege davet edenlere Allah razı olsun, benim durumum iyidir. Muhtaç olanları çağırsanız daha sevap olur dermiş.
Bundan dolayı olsa gerek, eski Urfalılar evliya görmeyen gitsin Abdullah hocayı görsün derlermiş. Urfa'da kışın Ramazan ayında şehrin milli yemeği boranı, tatlı olarak şıllık yapılır, İki yemek zahmetli, emek isteyen yemeklerdır. Buna rağmen cennet mekan annelerimiz usanmadan bu yemekleri severek yaparlar, misafirlere ve komşulara ikram ederlerdi. Ramazan ayı ve orucu hayırlı olsun.
Ekleme
Tarihi: 03 Mart 2025 - Pazartesi
ESKİ URFA RAMAZANLARI
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.