Şehirler, kaderlerini yönetemediklerinde, kimliklerini de kaybederler. Urfa, binlerce yıllık tarihiyle, peygamberlerin ayak bastığı kutsal topraklarıyla, taş duvarlarında bin bir hikâye saklayan kadim hanlarıyla bir zamanlar ruhu olan bir şehirdi. Şimdi ise betonla kaplanmış bir tarih, rant çarklarının arasında sıkışmış bir kültür, çıkar savaşlarının kurbanı olmuş bir ruhsuzluk abidesine dönüştü. Ve bu trajedinin en acı tablosu Balıklıgöl’dür.
Balıklıgöl… Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, suyun rahmete dönüştüğü, taşların balık olup kutsallık kazandığı bu mukaddes mekân, artık sadece tabelalarda ‘manevi’ olarak anılan ama fiiliyatta bir ticarethane olmuş bir alandan ibaret. Gölün suyunun berraklığı bile, etrafındaki bulanıklığı gizlemeye yetmiyor.
Kırk Yıldır Devam Eden Bürokrasinin Ayıbı
1960’lara kadar taş sokakları, zarif çeşmeleri ve tarihî dokusuyla Urfa’nın incisi olan Balıklıgöl Platosu, ne yazık ki elli yıldır süren yönetim basiretsizliğinin, rant politikalarının ve plansız projelerin kurbanı oldu. Şehir idarecileri, bu eşsiz alanı korumak ve insanlığa miras bırakmak yerine, onu kişisel menfaatlerin ve dar görüşlülüğün deney sahasına çevirdi. Her yeni yönetim, bir öncekini silmek için yarıştı ve ortaya çıkan tek şey proje çöplüğünden başka bir şey olmadı.
Yıkılan tarihî binalar, göz göre göre beton yığınlarına çevrilen mekânlar, manevi huzurun yerini alan kalitesiz ticarethaneler… Eskiden insanlar burada ruhlarını dinlendirmek için yürürdü, şimdi ise plastik eşya ve ucuz hediyelik satan dükkânların arasında sıkışıp kalıyor. Her gelen yönetim, bir öncekini suçladı, ama hiçbiri gerçekten çözüm üretecek cesareti gösteremedi.
Medeniyetin Beşiğinden Çıkar Savaşlarının Yuvasına
Balıklıgöl alanı artık bir şehir mirası değil, güçlünün hüküm sürdüğü, fikri ve zikri olan herkesin ego tatmin sahasına dönüşmüş bir kaos alanı. Manevi kimliğiyle anılması gereken bir plato, yıllardır çıkar gruplarının elinde oyuncak oldu. Ne doğru dürüst bir yönlendirme tabelası var, ne de gelen ziyaretçiye bu alanın hakikatini anlatan bir bilinç. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmesi gereken bir alanın bu hâlde olması, Urfa’nın en büyük bürokratik utançlarından biridir.
Ve en acısı da ne biliyor musunuz? Bu yaşananlar karşısında kimsenin gıkının çıkmaması… Kadim Urfa, taşlarının arasına sinmiş onca tarihe rağmen, kendisine ağlayan bir göz bile bulamıyor artık.
İslam’ın Mirasına İhanet
Şehrin ruhu korunamadığı gibi, İslam hassasiyeti de yok sayıldı. Cami ve külliyeler ticari alanlara dönüştü, ibadethanelerin kutsiyeti bile para hırsına kurban edildi. Caminin avlusu bir alışveriş merkezine, tuvaletleri amacı dışında kullanılan bir sahaya dönüştü. Bir zamanlar manevi huzurun merkezi olan bu alan, şimdi ticari açgözlülüğün ve şehir yönetimindeki basiretsizliğin bir anıtı gibi.
Belediyenin klorlu, tatsız suyu, Balıklıgöl’ün manevi şifasına nasıl layık görülüyorsa, bu alanın yönetimi de aynı zihniyetle şekillendi. Geçmişin hikmetini kaybetmiş bir anlayış, şehir hafızasını da yok etti.
Bir Çağrı: Artık Yeter!
Urfa, Balıklıgöl platosunu yönetemediğini elli yıldır ispatladı. O hâlde artık yerel yönetimin elinden alınmalı ve gerçekten işin ehli bir ekibe teslim edilmelidir. Cumhurbaşkanımıza açık çağrımızdır: Bu kutsal alan, turizm rantçılarının, belediye yanlışlarının ve kültürel ihmallerin elinde daha fazla çürümemeli!
Balıklıgöl, turizmin değil, tarihin ve maneviyatın bir emaneti olarak yeniden tasarlanmalıdır. İşin uzmanı, tarihi bilen, şehre aidiyet duyan insanlarla bir ekip oluşturulmalı ve bu alan UNESCO Dünya Kültür Mirası sürecine sokulmalıdır. Urfa’nın ve Türkiye’nin en önemli kültürel hazinelerinden biri olan bu alan, ancak bu şekilde layık olduğu değere kavuşabilir.
Bu yazı, kaybolan bir ruhun, yıkılan bir tarihin ve unutulan bir kutsiyetin haykırışıdır. Şimdi, bu sesi duyan var mı?